Bir Hak Değil, Bir Devrim: Seçme ve Seçilme Hakkının Hikayesi

Bugün sandığa gidebiliyorsam, aday olabiliyorsam, hakkımı savunabiliyorsam; bunun nedeni yalnızca bir yasanın varlığı değil, bir devrimin mirasıdır. Türkiye Cumhuriyeti, kadınlara seçme ve seçilme hakkını 1934 yılında tanıyarak sadece yasal bir düzenleme yapmadı; aynı zamanda toplumun siyasal hafızasında onarılması zor bir eşitsizliği kökünden sarsan tarihsel bir eşik oluşturdu.

Yayınlama: 05.12.2025
103
A+
A-

Bu kazanımın ardında, Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara dair bakışı ve toplum tahayyülü vardır. Atatürk, kadın-erkek eşitliğini sadece hukuki bir mesele olarak görmedi; onu medeniyetin, ilerlemenin ve çağdaşlığın temel şartlarından biri olarak değerlendirdi. “Dünyada her şey kadının eseridir” sözünü basit bir övgü değil, siyasal ve toplumsal bir manifesto olarak okumak gerekir. Bu söz, kadının sadece aile içinde değil, ülkenin kaderinde de belirleyici bir özne olduğunu kabul eden devrimci bir anlayışın ifadesidir.

Siyaset bilimi literatürüne baktığımızda bu adımın ne denli büyük olduğunu daha net görürüz. Hannah Arendt’e göre siyaset, “görünür olma, konuşma ve eyleme geçme” alanıdır. Uzun yıllar boyunca kadınlar bu alandan sistematik biçimde dışlanmış, kamusal alana değil özel alana hapsedilmiştir. Türkiye’de 1934 reformu, kadınların “görünmezliğini” sona erdiren en önemli kırılmalardan biridir.

Ayrıca Robert Dahl’ın çoğulcu demokrasi anlayışı, demokratik bir rejimde farklı toplumsal grupların siyasal sürece katılımının zorunlu olduğunu savunur. Kadının siyasetin dışında bırakıldığı bir rejim, Dahl’ın ifadesiyle eksik ve sorunlu bir demokrasidir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, yalnızca bir hak tanıma değil, demokrasinin tamamlanmasına doğru atılan büyük bir adımdır.

Türkiye, birçok Avrupa ülkesinden önce kadınlara bu hakkı tanımıştır. Bu durum, Atatürk devrimlerinin dönemine göre ne kadar ileri bir bilinç taşıdığını açıkça göstermektedir. Ancak tarihsel bir kazanımın varlığı, onun sürekli ve tam olarak yaşandığı anlamına gelmez. Bugün hâlâ kadınların siyasette yeterince temsil edilmediği gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Sayısal varlık, niteliksel eşitliğe dönüşmediği sürece, bu hakkın içi tam olarak dolmuş sayılmaz.

Buna rağmen şunu açık yüreklilikle ifade etmek isterim ki:
Ben bugün seçilme hakkına sahip bir kadınsam, bunu Atatürk’e borçluyum. Bu bir minnet ifadesi değil yalnızca; tarihsel bir gerçekliğin teslimidir. Benim adımın bir aday listesinde yer alabilmesi, bir sandık başında oy kullanabilmem, bir fikirle kamusal alana çıkabilmem onun açtığı yol sayesindedir.

Bu nedenle seçme ve seçilme hakkım, benim için sıradan bir yurttaşlık hakkı değil; büyük bir mücadelenin, bir vizyonun ve devrimci bir aklın sonucudur. Ben bu hakkımın sadece kullanıcısı değil, taşıyıcısıyım. Ve gelecek kuşaklara düşen görev de bu hakkı daha ileriye taşımak, daha güçlü bir kadın temsili yaratmaktır.

Bugün oy verirken de, aday olurken de, söz alırken de içimde aynı duygu var:
Bu bir ayrıcalık değil; bir mirastır.
Ve ben bu mirasa layık olmaya çalışıyorum.

Saygı ve şükranla…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bu yolu açan tüm kadınlara minnetle.

Dr. Zekiye Seda Sönmez

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.